Embed

Memleket Hikayeleri

Refik Halid KARAY – MEMLEKET HİKAYELERİ

         Bir yazar duygulara hükmedebilir, dile getirdikleri asırlar sonra da insanların hissettiklerinin aynası olabilir bu kesin. Asırlar sonra da , aşk olacak, korku, heyecan sevinç.. Harcımızda olan tüm duygular, insanlık tarihi boyunca da varolacak. 2000 yıllık bir efsanede de kendimizi bulacağız, bir şekilde. Ve sanatçı bize hükmedecek ömrünü çokça aşarak.

        Peki ya yaşantılarımız, düzenimiz, geri kalmışlığımız, yozlaşmışlığımız, cahilliğimiz, bozulan her şey, hep aynı mı kalır? Hiç değişmez mi, daha ileri ya da daha geri gitmez mi? Yazarın gelecek hakkındaki düşünceleri, sadece bir öngörüden ibarettir. Küçük ipuçlarından bir tahmin bir fikir ve çoğu zaman alışık olduğumuz hedeflerimizin hiç   tutmaması , bazen iyimserlik, bazen kötümserlikten geçtiğimiz büyük ıskalar. Medeniyet için gelecek yazmak bir risk, belki bir hayalden, bir ütopyadan  öteye gidemeyecektir.

         Ama yine de yazar, bizim için çok önemli bir işlevi yerine getirir o zamanın düzenini, yaşantısını anlatırken. Nereden başladığımızı , ne kadar ilerlediğimizi ya da ilerleyemediğimizi fark ederiz, o güne ve bugüne baktığımızda. Görmeyi bilen gözler için tabi..

        İşte Refik Halid Karay’ın Memleket Hikayeleri, “ne değişti” ya da “ne değişmedi” sorularına geçmişten cevaplar veriyor bize. Kitaba geçmeden, yazardan bahsetmek istiyorum, biraz. ( Bu yazı biraz eskiz  mahiyetinde olduğundan dipnot geçmeyeceğim.)

   Refik Halid 1888 yılında İstanbul’da doğdu. Şems-ül Maarif ve Taş Mektep’te eğitim gördükten sonra, Galatasaray Sultanisi  ve Hukuk Mektebini yarıda bıraktı. Maliye Merkez Kalemi’ne katip olarak girdi. Çeşitli gazetelerde çalıştıktan sonra, Son Havadis adlı bir gazete çıkardı ve Fecr-i Ati topluluğuna katıldı. Çeşitli siyasi mizah yazıları yazdı. Mahmud Şevket Paşa’nın öldürülmesinden sonra ise Anadolu’nun çeşitli yerlerine sürgün edildi.

   Özet geçersek , Refik Halid’in ne meşrutiyetle ne de TBMM hareketiyle yıldızı barışmadı. İkisine de çeşitli konularda muhalif olmasından dolayı uzunca bir zamanı, Anadolu ve Osmanlı’nın uzak topraklarında sürgün olarak geçirdi. Damat Ferit ile olan yakınlığı, Hürriyet ve İtilaf partisinde anılmasına sebebiyet vermiş, İstanbul’un işgalden kurtarılmasından  sonra da, buradan kaçmış ve 1938’de ki affa değin, İstanbul dışında kaçak olarak yaşamış ama hiçbir dönem yazmaktan vazgeçmemiştir.

     Yakın Arkadaşı Yakup Kadri’nin tanımıyla Refik Halid bir “hayat adamı”dır. Eğlenceye, zevke, güzele, özellikle de güzel kadınlara düşkün bohem yaşayan farklı bir adam. Abdülhak Şinasi ile Beyoğlu demlenmeleri ve çapkınlığıyla  ünlüdür, mesela.  Bu özelliklerinin dışında, tam bir sanatçıdır Refik Halid, kendi yaşantısının dışında çevresine duyarsız değil, hatta fazlasıyla duyarlıdır. Sürgün ve kaçaklık dönemlerinde, Anadolu’yu da yakından tanıma fırsatı yakalamıştır. İşte bu dönemlerde ilk önce “Memleket Hikayeleri” sonra “Gurbet Hikayeleri” adında, edebi hayatında tek örnekleri olan öykü kitaplarını yazmıştır, yazar.

   TBMM hareketine olan muhalefeti yüzünden, edebi kimliğinin uzunca bir dönem, Cumhuriyet neslinden uzak tutulduğu ve hak ettiği değerin verilmediği de söylenir. Hatta çok ta uzak olmayan bir tarihte, “Karay” soyadının Cumhuriyet’e hıyanet ettiği için kendisine verildiği, entelektüel profesörlerimizden Toktamış Ateş tarafından iddia edilir. Oysa soyadı Zamanında Kırım’dan gelen Karaim (Karay) Türklerinden gelmektedir, Refik Halid’in.

    18 öyküden oluşur, “Memleket Hikayeleri” sonraki baskılarda eklenen 3 4 hikayeyle beraber. Önce belirtmek lazım ki, Refik Halid oldukça objektif ve pasiftir bu öykülerde. Yazardan ziyade sanki bir olmuşu yansıtan anlatıcıdır, kendine benzetip, yakıştırdığı öykü kahramanları pek azdır. Bir tek “Cer Hocası” adlı öyküsündeki kahramanı kendisine çok benzerdir. ( Belki sadece benim kanaatim budur belki)

      Çağının yazarlarına göre tasvir gücü, betimlemeleri çok güçlü ve bu yönünün ağırlığını tüm öykülerinde cömertçe göstermiştir, yazar. Dönemin şartlarını, ekonomik durumunu, sosyal ilişkileri, şehirleri, köyleri, doğayı, insanları o kadar net yansıtmış ki, kendisine bir Mahlas edinseydi, daha önce siyasi mizah yazılarında kullandığı “Kirpi” mahlasından ziyade “ayna” kullanmasını dilerdim. Bir bakıma Taşranın, İstanbul’un nabzını tutmuştur, Refik Halid bizim için. Bize adeta “işte 100 yıl önce buradaydınız, şimdi nerede olduğunuzu kendiniz değerlendirin” demiştir.

     Genel olarak, hem halk kültürü hem de devlet düzenindeki yozlaşıyı yansıtmış, her öykünün sonunda sanki hayali üç nokta bırakıp, yorumu bizlere bırakmıştır. Halkın yerel yöneticilerin, din adamlarının , bölgesel zenginler ve tacirlerin görünürde sahip çıkıyor göründüğü sosyal kurallar, kültür ve görevleriyle çelişen çıkar hırs ve harslarındaki riyakar çelişkileri gözlerimizin önüne sermiştir.  Rüşvetler, gemisini yüzdürmeler, yoksulluktan ve vatanperverlikten kopuk gizli eğlenceler, bugün bize anlatılan Osmanlı’nın yıkılmaya yanaşmış  yüzünü bize o kadar güzel anlatıyor ki, dünü ve bugünü düşündüğümde hem hayır daha çok çalışmalıyız dedirtiyor bana, bazen de pesimistçe bu topraklarda hiçbir şey değişmiyor ve değişmeyecek dedirtiyor. Yüzyıl önceden kandırmayın kendinizi diye sesleniyor.

      Kısaca öykülerden bahsedersem;

    Daha sonra sinema filmine de çekilecek olan Yatık Emine adlı öyküsünde. İç Anadolu’nun bir köyüne sürgün edilen uygunsuz takımından Yatık Emine’nin hikayesini anlatıyor. Hor görülen, darp edilen, en fazla tepki gösterenin en çok faydalanmaya çalıştığı ve sonunda açlıktan ölen bir kadının hikayesi. Aslında ondan çok katillerininkini..

    Şeftali Bahçeleri’nde kültürlü ve idealist bir memurun, yeni tayin edildiği yerde şikayet ve nefret ettiği insanlara dönüşümünü..

     Koca Öküz öyküsünde bir hayvanın gözünden tükenmişliği, bitmişliği ve ölüme teslimiyeti..

     Vehbi Efendinin Kuşkusu’nda , namusun saf bir adamın kandırılmasıyla nasıl da temizlenebildiğini..

      Sarı Bal’da gizli zevk-ü sefayı ve sürpriz müşterileri..

      Şaka’da bir söylentinin peşinde, aptalca trajikomik ya da bedavaca bir ölümü..

      Küs Ömer’ de gereğinde fazla ve mantıksız bir gurur ve sonuçlarını..

      Boz Eşek’te son nefesini veren birinin elindeki son malını vasiyetini, halkın bunu yerine getirme gayretini ve bu malın şaşırtıcı sonunu..

       Yatır’da en kesin manasıyla Kapitalizmin insanların inançlarını kendi çıkarları için nasıl kullanabildiğini..

       Komşu Namusu’nda günümüzde de ölmeyen, öldürülemeyen dedikodu ve burnunu her şeye sokan zihniyeti..

     Sus Payı’nda belki de edebiyatımızda ilk kez işçilerin , emekçilerin haklarını, bir işçi kızın ölümü ve ona aşık Ustabaşının hikayesinde dile,

       Getirir Refik Halid.

      Ve dile getirmediğim diğer öyküleriyle de, Memleket Hikayeleri , bende de yarattığı hem biraz aydınlanma hem de karamsarlık yaşatabilir sizde de.

       Ama en azından kendimizi kandırmayı bırakabiliriz böylece.

     Yazın değeriyle öyle görmeseniz bile , anlatış biçimi , anlattıkları ve bıraktığı derin tesir nedeniyle bence Memleket Hikayeleri bir klasik değerinde. Okunması ve okutulması dilerim.

      Sıkılmadan her seferde bir öykü bitirerek, herkesin rahatça dilinden anlayabileceği kolay hazmedilebilen bir kitap Memleket Hikayeleri.

        Günümüzün en büyük problemi anlaşılamamak, doğrusunu anlatamamak belki. Ama belki en büyük problem düzgün anlatamamak  bu yetiye sahip olamamaktır.

      Sosyal ve toplumsal olaylarla çok yoğun geçen şu günlerimizde, sert tartışmalar, sövgüler amiyane tabirle birbirimize kapak takmamızla övünüyor. Bizi onayan insanlar aramak, onlarla birleşmekten ziyade farklı düşünenlerle birleşebilmek anlatabilmektir erdem. Farklı düşünenleri ötekileştirmeden, bölünmeden yaşamamızın yolu üsluptan, dilden ve anlayıştan , dinlemek için tahammülden geçecek.

        Refik Halid bize yıllar öncesinden biz buradaydık diyor bu güzel kitabıyla. Şimdi şapkamızı önümüze koyup:

        “Acaba biz şimdi neredeyiz “ deme vaktidir şimdi..

         Sevgi ve Saygılarımla…

         Gökhan COŞDAN

NOT: eskizdir ( sürç-i lisan ettiysek affola )

 

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !